Ülker Topdemir

ÜLKER TOPDEMİR

AKIL VE ZEKA OYUNLARI EĞİTMENİ

Çoğumuz etrafımızda şu tür cümleleri duymuşuzdur; “sokakta büyümesin çocuğum”, “sokaktan alamıyorum” “sokaktan kurtarmak lazım”. Bu ve benzeri cümlelerde sokağı hep olumsuzlukların ürediği ve yuvalandığı yerler olarak nitelemişizdir. Oysa özellikle 90’lı yıllar ve öncesinde şehirlerde yaşayan herkes sokakta büyüdü ve bugün bu insanların ne kadarı sokağın olumsuzluklarından bahsedebilir. Hepimiz “okusun adam olsun” mottosuyla topluma faydalı bir birey olmayı başarabilmenin salt öğretim yoluyla elde edilebileceğini duyarak büyüdük. İşin ilginç tarafı ise bu tür cümlelerle büyüyenlerin bugün bu cümleleri daha ısrarlı bir şekilde söyleyerek çocuklarını büyütüyor olması değil mi? Oysa ki sokakta büyüyen nesillerin sokaktan nasıl bir zarar gördüklerine dair elde tutulacak bir veri yoktur. Aksine bugün 30’lu yaşlar ve üzerindeki kişiler sokakta büyüdükleri zamanları büyük bir özlemle anlatmaktadırlar.

Peki nedir sokağı bu kadar korkutucu kılan ya da özlemle anmamıza sebep olan şey? Sokağı korkutucu kılan şeylerin başında özellikle sigara ve alkol gibi bağımlılık yapan madde kullanımının, küfür etmenin, şiddet gibi davranışların sokakta öğrenilmesi gelmektedir. Peki sokak çağını özlemle anmamızı sağlayan şey nedir? Buna verilebilecek cevaplardan bir tanesinin, sokak kültürünün çocukların günlük yaşamında olağanca etkisinin hissedildiği dönemlerde oynanan –bugün ancak geleneksel ön nitelemesiyle bahsettiğimiz-sokak oyunları olduğunu söylemek yersiz olmayacaktır. Evet sokak bir kültürdür ve sokak kültürü denilen bir kavram vardır. Kültürün geçmişten alınan ve geleceğe taşınan her şeyi kapsadığını belirten çok genel tanımlamasından anlaşılacağı üzere, sokak; kültürün öğrenilebileceği, nesilden nesile aktarılabileceği önemli yerlerden biridir.

Kültürün çocuklarca öğrenilmesi süresince kuşkusuz ki sokak oyunlarının etkisi büyüktür.  Oyun genel olarak, “yetenek ve zeka geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence” olarak adlandırılmaktadır. Ya da ideal olan oyunun içerisinde, zeka ve yetenek geliştirmeyi barındırması; oyunun, belirli kurallarının olması ve nihayetinde eğlendirici olması gerekmektedir. O halde sokak oyunlarının ise bu tanımlamalara uyacak şekilde, sokakta oynanan oyunları anlatmak için kullanıldığını varsayabiliriz. Yalnız sokak oyunlarının kültürün öğrenilmesini sağlayan ya da en azından kolaylaştıran yönünü de vurgulamak gerekir. O zaman sokak oyunlarını; “yetenek ve zeka geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan, işbirliği ve koordinasyon gerektiren, grup veya gruplarca gerçekleştirilen, kültürün öğrenilmesini sağlayan, hane dışında kamusal alanlarda gerçekleştirilen kültürel etkinlikler” olarak tanımlayabiliriz.

Sokak Oyunları Ve Kültürün Kabulü

Oyun çocukların hayal dünyalarını zenginleştiren ve hayal dünyasıyla toplumsal norm ve değerler arasında bağ kurmasını sağlayan en önemli araçtır. Bir çocuğa bir kuralı ne kadar anlatırsanız anlatın anlamayabilir, çünkü bazen bunu anlamlandıramaz fakat oyun içindeki çocuk, anlatılması ve öğretilmesi en zor şeyleri bile kolaylıkla kavrayabilmektedir. Sokak oyunlarının kurallarının yine sokakta o anda oynayan çocuklar tarafından konulabilmesi ve değiştirilebilmesi çocuk oyunlarının esnekliğini göstermektedir. Bu da sokak oyunlarının değişik dönemlerde değişik coğrafyalara göre esneyebilen kurallarının olmasından kaynaklanmaktadır. Bu esneklik çocuğa bir özgürlük alanı vermektedir. Bu ise çocuğun kendisine güven duymasını sağlayarak, birlikte bir şeyler yapabilme kabiliyetini geliştirmektedir. Böylece çocuğun, topluma uyumlu bir birey olma yolunda önemli olan norm ve değerleri içselleştirerek kabulü sağlanmaktadır. Bu oyunların kültürel kodların öğrenilmesi sürecinde oynadığı rol azımsanmayacak kadar önemlidir. O halde sokak oyunlarının çocuğun kültürel gelişimi açısından önemi ebeveynler kadar idareciler tarafından da fark edilerek, yaşatılması ve öğretilmesi için gerekli mimari ve çevresel koşullar yaratılmalıdır.

Çocuğun Fiziksel Psikolojik Sosyal Gelişimi ve Sokak Oyunları

Sokak oyunlarının kültürün öğrenilmesi ve aktarılması dışında çocukların sosyal, fiziksel ve psikolojik gelişimlerine birçok katkısı daha vardır. Çocuğun yeni bir çevreye taşınması sürecinde arkadaşlık bağlarının gelişmesi oyun sayesinde olur. Bu süreçte çocuk oyun yoluyla diğer çocuklarla ilişki kurmaya başlayarak kendi küçük topluluklarının bir parçası haline gelir.

Sokak oyunları en az iki kişi tarafından oynanır ve genellikle bu sayı çok daha fazladır. Bu ise sokak oyunlarının sosyalliğinin bir göstergesidir. Topluluk halinde oynanan oyunlar genellikle belirli kurallar çerçevesinde ve oynanır ve bir organizasyonu gerektirir. Toplum organize olan bireylerden oluşur. Öyleyse sokak oyunları çocuğun sosyalleşmesinin bir aracıdır.

Sokak oyunlarının çocuğun fiziksel gelişimine de katkısı oldukça fazladır. Çocuğun fiziksel gelişimini sağlayan önemli etmenlerden birisi de beden hareketleridir. Çocuk kas ve motor gelişimini sürdürmek için beden hareketlerine ihtiyaç duyar. Bunun için her çocuğun spor yapabilecek imkanlarının oluşturulması, çocuğun fiziksel gelişimi için elzemdir. Koşmak, zıplamak, atlamak çocuğun kas ve motor becerilerinin gelişimi için yaptığı hareketlerden birkaç tanesidir. Bu açıdan bakıldığında sokak oyunları içerisinde barındırdığı hareketler ile çocuğun fiziksel gelişimi için ihtiyaç duyduğu beden aktivitesini yerine getirmektedir. Sokak oyunları çocukların fiziksel gelişim süreçlerine göre ve fiziksel kabiliyetlerine göre yapılandırılmıştır. Bu yapılandırılma doğal halde kendiliğinden olmuştur. Ki aksi bir durum olduğunda bazen oyun kuralları değiştirilmekte ya da yapılabilir hale gelecek şekilde yumuşatılmaktadır. Çocukların ihtiyacı olan beden hareketlerinin neredeyse tamamının sokak oyunları içerisinde bulunması, sokak oyunlarını çocukların gelişimine katkısının yadsınamayacağını gösterir.

Sokak oyunlarının çocuğun sosyal ve fiziksel gelişiminin yanında psikolojik gelişimine katkısı olduğu şüphe götürmez. Gelişmiş ülkelerde okulöncesi ve ilkokul çağındaki çocuklara verilen eğitimlerde temel amaç-ülkelere göre bazı değişiklikler gösterse de- çocuğa özgüven kazandırılmasıdır. Özgüven kazanan çocuk hayatta mutlu olabilir ve topluma faydalı bir birey olarak yetişebilir. Bu nedenledir ki gelişmiş ülkelerin çocuğunda çocuğun doğa ile iç içe yaşamasını sağlayan, oyunlarla eğitim verilmektedir. Sokak oyunlarının çocuğa birlikte başarabilme, eşitlik, organize olma gibi bir takım özellikleri kazandırarak, özgüvenli bir şekilde yetişmesine katkı sağladığı kuşkusuzdur.

Futbol, Saklambaç, İp Atlama, Yakan Top….

Sokak oyunlarının çocuğun fiziksel sosyal ve psikolojik gelişimine bir çok katısının olduğunu belirtmiştik. Şimdi bazıları tüm dünyada oynanan bazıları ise ülkemize hatta bazı şehirlere özgü oyunlardan birkaç örneği irdelemek gerekiyor;

Futbol;  futbol genelde mahalle maçı, tek kale maç, minyatür kale maç, alman kale, dokuz aylık, sektirme gibi oyunlar şeklinde oynanır. Hakemsiz oynanan mahalle maçının kuralları birebir örtüşmese de bir futbol müsabakasının kurallarına benzer. Minyatür kale ölçüleri birkaç adım kadar küçüktür. Bazen tek pas şeklinde oynanır. Tek kale maçta oyuncu sayısı 3-5-7 gibi azdır ve bir kaleci olur. Diğer kişiler eşit sayıya ayrılarak rakip olurlar. Alman kalede bir kişi kaleye geçer. Diğer kişiler kendi arasında paslaşır gol atmak için topun havadan gelmesi gerekir. Her gol çeşidinin belli bir puanı vardır. Avuta atan kişi kaleye geçer. Kaleci oyuna geçmek isterse şut çeken kişinin attığı topu havada yakalamak zorundadır. Dokuz aylık ise alman kaleye benzer. Herkes tek pas halinde topa dokunmak zorundadır. Doku gol yiyen kişi oyundan çıkar, bu tek kişi kalana kadar devam eder. Sektirme ise, dizle veya ayakla yapılabileceği gibi karışık bir şekilde de yapılabilir. Oyunun başında belli sayıda tur vardır. Örneğin üç turlu bir oyunda herkes birer kez top sektirir, sonra ikinci tura ve üçüncü tura geçilir. Üçüncü turun sonunda toplamda topu düşürmeden en fazla sektiren kişi oyunu kazanır.

Görüldüğü üzere futbolla ilgili çocukların koşullarına göre çeşitli oyun türleri geliştirilmiştir. Bu oyunlarda fiziksel hareket temel olsa da, organize olma ve birliktelik duygusu da önemli etmenlerdir.

Saklambaç; saklambaç oyunu tüm dünyada  eşitli şekillerde oynanmaktadır. Bir kişi ebe olur ve gözlerini kapatarak bir duvara yaslanır ve belli bir sayıya kadar saymaya başlar. Ebe sayarken diğer kişiler bir yerlere saklanır. Ebe, saymayı sona erdirirken saklambaç oyununun tekerlemesini söyler ve gözlerini açar. Bundan sonra ebe saklanan kişileri bulmaya çalışır. Bulduğu her kişiyi gözlerini kapattığı duvara dokunarak “sobe”ler. Son kişi kalıncaya kadar bu devam eder. Bu arada ebe sobeleme alanından uzaklaşınca diğer kişiler de sobeleme yapabilir. Bu kişiler sonraki oyunda ebe olmazlar. Ebe sobelediği kişiler arasından bir kişiyi ebe seçer.

Bu oyunda da görüleceği üzere, birlikte hareket etme durumu olmasa da çocuğun kalabalık içinde yalnızken davranışını organize edebilmesi gözlemlenmektedir. Tek başına olan kişi değerlerine karşı mücadelesinde özgüven kazanacaktır.

İstop; top oyunculardan birinin ismi söylenerek havaya atılır, ismi söylenen oyuncu eğer topu yere düşmeden yakalarsa o da başkasının adını söyleyerek topu hava atar. Top yere düşene kadar bu şekilde devam eder. Topu yere düşüren oyuncu topu yakalayana kadar herkes uzaklaşır ve istop diye bağırdığında herkes olduğu yerde durur. Ardından bir renk söyler ve o rengi bulup dokunamayan oyunculardan birini topla vurur.

Bu oyunda da fiziksel hareketler oldukça fazladır. Koşma, zıplama, durma, yeniden koşma, renkleri bulmaya çalışma, kovalamaca ile çocuklar hem hareket etmiş olurlar hem de belli bir hedefe yoğunlaşarak yetenek geliştirme çabası içinde olurlar.

 

Dijitalleşme Çocukluğun Yokoluşu ve Sokak Oyunları

“Çocukluğun Yok Oluşu” adlı kitabında Amerikalı yazarNeilPostman, çocukluğun; insanlığın  sosyal ve kültürel gelişiminin belli bir döneminde ortaya çıktığını vurgulamıştır. Ona göre çocukluk toplumsal bir kurgu olarak 16. Yüzyılda ortaya çıkmış ve belli bir süreden sonra yok olmaya yüz tutmuştur.NeilPostman çocuğun ortaya çıkışında iletişim teknolojilerindeki gelişmenin öneminden bahseder. Matbaanın bulunuşu, okuma-yazma oranının artması, gazetelerin ortaya çıkması da çocukluk olgusunun, insanın bedensel ve ruhsal gelişmesinde belli bir dönemi belirttiği tasavvurunun oluşmasında etkili olduğunu belirtmektedir. Yine aynı kitabında Postman, çocukluğun, iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle –özellikle televizyonun insan hayatının merkezine girmesiyle- mahremiyetin ortadan kalkması sonucu bir yok oluşa doğru gittiğini söylemektedir.

Günümüzde çocukluk ülkelerin kanunlarında ve uluslararası anlaşmalarda belirli kıstaslara göre tanımlanmış ve koruma altına alınmıştır. Kuşkusuz ki Postman’ın bahsettiği yok oluş bu değldir. İletişim teknolojilerindeki gelişmeler ve televizyon, çocukluğu tamamıyla bir yok oluşa götürmese bile çocukluk olgusunda bir format değişikliği olduğu su götürmez bir gerçektir.

Özellikle bilgisayar teknolojilerindeki gelişmeler ve kullanım alışkanlıklarının çocuklar üzerinde yarattığı tahribat göz önüne gelince televizyon ve diğer(internet öncesi) iletişim teknolojilerinin çocuklar üzerindeki etkisi çok masum kalmaktadır. Özellikle web 2.0 ve internet teknolojilerindeki gelişmeler, akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayar oyunları, uygulamalar ve sosyal medyanın bu denli hayatımızda yer alması toplumsal hayatın günlük pratiklerinde inanılmaz değişiklikler ortaya çıkarmıştır. Akıllı telefon kullanıcılarının sayıları göz önünde bulundurulunca 24 saat online olan bir toplum haline dönüşmek kaçınılmaz olmuştur. Toplumu bu denli etkileyen dijitalleşmenin çocukları ne denli etkileyeceğini anlamak için kahin olmaya gerek yoktur.

Günümüzde özellikle 2000 yılı sonrası doğan çocukların internet, akıllı telefon ve sosyal medyanın olduğu bir dünyada doğmuş olması, onlarsız bir yaşamı hayal bile edemeyecekleri gerçeğini ortaya koymaktadır. Günümüz çocuklarının vakitlerinin büyük bölümünü ebeveynlerinin akıllı telefonlarıyla internet, sosyal medya, video ve oyunlarda geçirdiklerini söylemek sanırım yanlış olmayacaktır. NeilPostman televizyonun günlük yaşamın merkezine alınmasının mahremiyeti ortadan kaldırdığını söylemişti. Bugün ise akıllı telefonlar ile çocuklar, ebeveynlerin bile izleyemeyecekleri görüntüleri, kontrol kabiliyetinde olmadıkları için kolaylıkla seyredebilmektedir. Üç yaşında bir bebeğin youtube’da çizgi film seyrederken bir anda doğum videosunu seyretmesi ya da bir cinayet sahnesini seyretmesi kaçınılmazdır. Çocukların bu mecralarda geçirdikleri vakitlerle ve dijitalleşmenin, internetin, sosyal medyanın, bilgisayar oyunlarının çocuklara etkisi üzerine onlarca makale, kitap, araştırma vardır. İnternette kısa bir aramayla bunlara ulaşılabilir. Bu yazının amacı dijitalleşmenin çocukların hayatına etkisini ortaya koymak değil, dijitalleşmenin çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerine karşı sokak oyunlarının bir çözüm olarak sunulup sunulamayacağını tartışmaktır.

Çocuğu Yeniden Kazanmak İçin Sokak Oyunları

NeilPostman ‘Çocukluğun Yok Oluşu’ kitabında geçmişte oynanan sokak oyunlarının da neredeyse yok olduğunu vurgulamaktadır.(Postman 1995) Çocuklukla birlikte, çocukluğun en önemli göstergelerinden sokak oyunları da yok olmaktadır. O halde sokak oyunlarının yaygınlaştırılması, çocuklara öğretilmesi, çeşitli organizasyonlar düzenlenmesiyle yeniden nesilden nesile bir gelenek olarak aktarılması yoluyla çocukluk yeniden kazanılabilir mi? Bu soruya kesin bir evet yanıtı vermek, dijitalin günümüzde bu kadar hayatımızın merkezine girmiş olması nedeniyle çok zor. Fakat sokak oyunlarının, dijitalleşmenin çocuklar üzerinde bıraktığı yan etkileri bir nebze olsun azaltacağını söylemek yersiz olmayacaktır. Çocukların günün büyük kısmında, gözlerini küçücük bir ekrana kilitleyip saatlerce kamburu çıkana kadar video izleyen çocukların, sokağa çıkarak sokak oyunlarını oynamasını sağlamak, akıllı telefonların bedensel, ruhsal ve sosyal anlamda olumsuz etkilerini azımsanmayacak kadar azaltacaktır.

O halde sorunun çözümüne, çocukları yeniden sokağa kazandırmak veya sokağı çocuklara kazandırmak için ne yapılması gerekiyor sorusuna yanıt arayarak başlamak en doğrusu olacaktır. Burada en önemli görev ebeveynlere düşmektedir. Çocuklarıyla sadece oyun oynayabilecekleri özel vakitler yaratmaları ve bu vakitlerde açık alanlara çıkarak bildikleri sokak oyunlarını oynamaları en iyi hamle olacaktır. İkinci olarak öğretmen ve eğitim idarecileri okullarda etkinlik dersleri koyabilir. Ya da derslerde sokak oyunlarını da öğretimin içine katabilir. Burada özellikle öğretmenlerin özverisi öne çıkmalıdır.

Sokak oyunlarının yaygınlaşabilmesi için diğer bir husus da merkezi ve yerel kamu yöneticilerinin planlamalarıdır. Çünkü sokak oyunları salt bir sokak ihtiyacı barındırmasa da açık alanda yapılmalıdır. Ve sokak oyunlarının varlığını sürdürebilmesi mimari yapıların önemi artmaktadır. Bu konuda karar vericiler ise kamu idarecileridir. Özellikle yerel idarecilerin çocukların sokak oyunlarını oynayabileceği alanlar oluşturulabilmesi için önlemler alması, çeşitli festivaller ve organizasyonlar düzenlemesi, sokak oyunlarının varlığını sürdürebilmesi için önemli bir husustur.  Gelişmiş ülkelerde çocukların ve gençlerin bu oyunlarını oynayabilecekleri özel alanların örnekleri vardır. Çocukların oyun parkları dışında özgürce bir araya gelebileceği alanlarının olması onların elbette bir araya gelmesini sağlayacaktır.

 

 

KAYNAKÇA

Postman Neil,1995 İmge Yayınevi, Çoçukluğun Yok Oluşu, Çev. Kemal İnal

fotoğraf: http://www.tirebolumhaber.com/